Bir yıl önce bilmediğimiz sokaklarda ıslanmıştık. Bilmediğimiz şehrin bilmediğimiz bir barında ilk biralarımızı içmiştik. Yeni yaşıma girmiştim bir önceki gün. Yeniydi birçok şey. Ve eski şeyler de vardı yürüdüğümüz kaldırımda, ıslandığımız yağmurda. Hiç bu kadar özgür hissetmemiştim daha önce.
Geçmiş güzel kimi zaman geçmiş pişmanlık.
It was a fine romance.
sahilde çıplak ayakla kumlara basmak gibi bu kadının sesi.
özleme halindeyim.
aynı hal içindeyim.
içinizi tüketememişsiniz çok belli. içiniz hiç durulamamış. saklamak değil de bu yok saymak. sakladığınız, aklınızdadır. yok saydığınız.. yoktur işte, yaşamayan bir şeydir o, yaşamsal faaliyetlerin çok dışındadır.
yok sayamadığım bir şey var. sırrımdır belki. sır ama herkesin bildiği. söylendiğinde can yakanlardan.
o kaldırımdaydı. karşı kaldırımda değildi. aynı kaldırımda yürüyorduk. aynı kaldırımda yürüyorduk çünkü böyle olması gerekiyordu. aynı kaldırımda yürüyorduk çünkü birbirimize zaferlerimizi hissettirmemiz gerekiyordu. zaferlerimiz vardı. benim zaferim o olacaktı, onun zaferi o küçük şehri sevmek olacaktı. benim zaferim onsuz da nefes alabilme çabasına dönüşecekti. o zaferini şanıyla gerçekleştirecekti. zaferlerimiz vardı. ben içine onu sığdırdığım şehrin kaldırımında ona rastlayıp tek kelime, tek tebessüm etmeden yürüyecektim. o hırsıyla kavrulup büyük adam olacaktı.
ben her saniyemde geçmişten gelecektim, o bi önceki gününü düşünmeden dolu dolu yaşayacaktı.
ben bi şehri onsuz da sevebileceğimi görecektim, o insanlara aşık olacaktı.
ben küçük parçalara tutunup bir şekilde yolumu bulacaktım, o bütün dertlerini - sanki çok varmış gibi- unutup babasına sarılacaktı.
ben başka insanlara karışacaktım -isteği buydu-, o hiç ciddi olamayacaktı.
o hep bi şekilde başka şehirlerde karşıma çıkacaktı, ben hep geçmişe yazılar yazacaktım.
bir şey varsa irdeler, her yönünü düşünür. kolay kolay eyvallahı yoktur. sen de benim gibisin, benim gibi her şeyi çok düşünüp kafana takıyorsun der sürekli. buna rağmen ikimizde çekinmeyiz hala düşünmekten, çok düşünmekten. bazen rolleri değişiriz, canımız yanar, üzülürüz de yılmamayı biliriz. annem benimle büyüyen kadın. benimle büyüyüp, beni büyüten kadın. her kızın kahramanı babası olacak değil ya, benimki annem. hayattaki tek örneğim. normal de ölümü çok kaaleye alan biri değilim. ama yakınına gelince başlıyor insan düşünmeye. “annem ölse bırakırım her şeyi.” demiişti bi arkadaşım. kurduğum ilk cümle, “ben bırakmazdım.” çünkü istemezdi bırakmamı, çünkü o bırakmamıştı. hayat kolay değildi, sürekli mutlu olamazdık ve kötü şeyler illa ki olacaktı. güçlü olacaktım, idare edecektim ve bırakmayacaktım. çünkü bunlardı bir hayattan çıkardıklarım, benimsediklerim. hala ölümü kaale almıyorum, korkusunu yaşamıyorum.
sadece çabuk ve ani olmasını istemiyorum. daha sarılacak zamanımız olsun istiyorum. daha annem bana çok kızsın istiyorum. daha anneme her şeyi anlatmak istiyorum. daha annemi mutlu görmek istiyorum. daha annemle karşılıklı ağlamak istiyorum. daha beraber film izlerken uyuyakalsın istiyorum, mutfaktan bana bağırsın, ben oturma odasında duymayayım istiyorum. daha bak bu sana çok yakışır, bunu al desin istiyorum. tek düze hayatımı dinleyip, yorumlar yapsın istiyorum. ölümü daha istemiyorum.
ve bu, ölümle ilgili, ölüme dair yazdığım tek şey olsun istiyorum.
Sonra birden ‘beyaz’a geldi konu. İnsanı delirtebileceğini söyledi. Hak verdim. Delirtirdi. Delirtmiştir.
dilimiz eksildi, küçük kaldık. düştük.
acı’ları’ oldu, çok oldu, iyi ki oldu.
ruhum bu şarkının ellerinde üzünç teyzem.
akşam güneşi güzeldir. akşam güneşinde dışarıda olunmalıdır. akşam güneşinde yürünmelidir. akşam güneşi kaçırılmalıdır.
bugün arkamdan biri seslendi. ben paranoyamla o sesi o kadar net çıkaramazdım. gerçekti. dönüp bakmaya nasıl korktuysam, adımlarımı hızlandırmaktan başka yapabileceğim tek şey müziğimin sesini yükseltmekti.
o değildir dedim. o olmamalıydı. belki de gerçekten çok başkasıydı.
korkum kuş olup uçamadı.
boğulmaktan ne kadar da korkuyoruz düşünmeden kendimizi bırakmamız gereken denizlerde.
dünyanın en çirkin şeylerine dönüşüyoruz.
büyümüyoruz, sığlaşıyoruz resmen.
böyle olacağını biliyordun. çünkü olması gereken buydu.
böyle olacağını biliyordun, çünkü böyle olmasını istedin.
günaydın şarkısı.